20 Aralık 2015 Pazar

Sağlık olsun


20 Aralık 2015 Pazar 23.32 

Gerçekleri ifade etmek neden bu kadar zor? Doğruları söylemek, yanlış olmaktan kaçmak neden bu denli ağır geliyor? Anlayamıyorum... Bana anlatabilir misin? Öğrenmemi sağlayabilir misin? Yalan söylemenin daha kolay olduğunu düşünüyorsun ama, merak ediyorum; sürekli ardını kollayarak bu uğurda yol almak, her adımını, bir diğerine uydurmak zorunda kalacağını bile bile ecel terleri dökmek mi kolay geliyor yani? Hadi ama! Buna inanmamı beklemiyorsun her halde... Velev ki sakladığın, saklamak zorunda kaldığın daha berbat bir gerçeğin üzerine örtmeye mecbursun; işte o vakit, yalan söylemenin cazibesini ben de kabul edebilir, belki de anlayabilirdim. Lakin, bunca değersiz lakırdı, boş laf arasında; dürüstlük, saflık, el değmemiş yabani bir güzelliğin anısını aramak durmaksızın, pek de hoş gelmiyor doğrusu. En azından sana, ne de bana yakışmıyor prenses... Günahlarımızın bedelini ödemek zorundayız, unutma sakın. Bunu sen de, ben de çok iyi biliyoruz. Ama bakıyorum da, utanmak yok, geri adım atmak yok; tutulmayan sözler, havada kalan içi boş iyi niyet dilekleri ve en kötüsü de yalandan, küçücük bir kıvılcımda tutuşuveren, küllenen sevgi sözleriyse... İşte bunlar, en kötüsü de, işte bunun gibi yalanlar, oldukça fazlalar. Öyle mi dersin? Bana katılıyor musun? Yoksa yeniden abartıyor muyum bütün bu olanları? Sana, senin olduğundan, olabileceğinden daha fazla değer biçerek, yoksa seni yoruyor muyum? Kim bilir; belki de öyledir... Fakat anlaşılan o ki bunu asla öğrenemeyeceğiz. Ne diyebilirim ki; sağlık olsun...

13 Aralık 2015 Pazar

İyi olacak mısın?


13 Aralık 2015 Pazar 20.20

Sana yalan söyleyecek değilim. Gerçekleri, olduğundan daha güzel gösterecek de değilim. Duymak istiyor musun? Gerçeklere katlanabileceğine inanıyor musun? Öyleyse dinle; sus, sesini sakın çıkarma. İtirazlarını, bahanelerini dinlemek istemiyorum. Sana ne söylemiştim; hayatı bu kadar hafife alma sakın! Sana sunulan bir lütuf, sana sunulan güzel bir hediye değil bu asla! Acı çekmeli, kahretmeli, karşılığında amansız geçen gecelerde kabuslarla uyanmalısın karanlık yarınlara. Bu senin günahın; bu yalnızca şeytanlarınla, geçmişinden kopup gelen iblislerinle girdiğin acımasız bir mücadele daha... Unutma bunu... Sana elimi uzatmadım mı? Yanında yer alacağıma dair ant içmedim mi? Öyleyse beni sakın suçlama; ben, ben sözümü tuttum... Ama sen, sen yalnızca beni kendinden uzak tutmak istedin ve bunu da başardın; tebrikler prenses! Hayır, hayır dinlemek istemiyorum.Senin sızlanmalarını, senin yalanlarını, senin kahreden acı dolu hikayelerini yeniden ve yeniden duymak istemiyorum artık. Sus haydi ve cevap ver bana. Tek bir şeyi merak ediyorum ama, söyler misin? İyi olduğunu, mutlu olacağını bana söyleyebilir misin? Ben, bunu yapamam biliyorsun. Sana yalan söyleyemem; hayır, mutlu olmayacağım. Asla iyi olamayacağım, bunu da biliyorum. Ama sen, sen bunu yapabilirsin. Duymaya ihtiyacım var, ne olur; haydi yalan söyle bana, iyi olacağını fısılda... Ne dersin, son bir kez daha benim için yapabilir misin? Son bir defa daha, benim için yalan söyleyebilir misin?

3 Aralık 2015 Perşembe

Kaplumbağalar da Uçar



03 Aralık 2015 Perşembe 21.39     

Belki de bir gün, kaplumbağalar da uçar; ne dersin?     

Hatalıydım... Bunu kabul ettiğimi görmek mi istiyorsun? En kötüsü de duymak; yalvardığımı işitmek. Ayaklarına kapanmak, ağlamak... Bunu mu bekliyorsun? Hatalıydım, seni asla rahatsız etmemeliydim; dememi mi bekliyorsun? Hayır; sen dahi bu kadar düzenbaz olamazsın... Sen dahi, benden bu kadar alçalmamı bekleyemezsin... Bunu benden isteme; bunu benden asla isteme! İsteme ne olur!     

Anlatılanlara göre zamanın birinde, büyük bir göl kenarında yaşayan küçükçe bir yavru kaplumbağa, gölden su içmeye gelen kuşlara bakarmış. Onların kanatlarıyla özgürlüğe doğru uçmalarını uzaktan uzağa seyrederek imrenirmiş. Böyle geçen uzun bir sürenin ardından, yavru kaplumbağa cesaretini toplamış ve kuşlarla arkadaş olmanın yollarını aramaya başlamış. En sonunda amacına ulaşan kaplumbağa, arkadaşım diye seslendiği kuşlara, gizli kalan hislerini açmaya karar vermiş: Amacı gölün karşı tarafına geçmekmiş fakat bunu kendi ayakları ile yapmaya kalksa, nereden baksanız koca bir ömür boyu sürüp gidermiş. "Keşke sizin gibi uçabilseydim..." demiş kaplumbağa. Kuşlarsa kaplumbağanın bu dileğini yerine getirmek istemişler: "Uçabilirsin" demişler kaplumbağaya; "Kaplumbağalar da uçar..." Bir dal almış iki kuş, iki yanından tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "Tek yapman gereken, sıkıca bu dalı ısırmak" demişler. Isırmış kaplumbağa; yükselmiş yükselmiş yükselmişler... Uçmuş uçmuşlar... Yükseklerden korkan kaplumbağa, heyecanla bağıracağı sırada ağzını açmış ve göle düşüvermiş. Tekrar ait olduğu yere, yavaş hayatının kollarının arasına, imkansız hayallerinin soğukluğuna gerisin geriye dönmüş böylece... "  O bunun için yaratılmamış, derdi anlatan arkadaşım. Kaplumbağalar kuş olamaz...

Eski bir Kürt öyküsü böyle buyurur...  

Bu öykünün güzel kanatlarıyla özgürlüğe uçan kuşu da belli, acımasız hayallerinin kollarında, yalnız hayatına, yani gölüne gerisin geriye düşen kaplumbağası da...

Mesaj Bırakın

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *