9 Kasım 2015 Pazartesi

Yolcu


09 Kasım 2015 Pazartesi 20.43 

Hadi inandın diyelim. Gökyüzüne dokunduğuna, yıldızlarla dans ederek, pamuksu bulutlar üzerinde gözlerini sonsuzluğa açtığına... İyi hadi, bir vakit, gerçeklere duyarsız kaldın da inandın diyelim. Ya gözlerini açtığın vakit, ne gördün sen? Evrenin engin sokaklarında dolaşan o parlak yıldızların büyüsüne mi kapıldın? Yoksa bakışlarınla altında yatan bu kir ve bu şiddet ve bu ölüm kokusunu içini işletmişçesine duyarsızca salınan, dünyaya mı odaklandın? Sorma... Güzel günler bizleri bekler, demek isterdim elbet. Ama kime güveneceğini dahi bilemez iken, dost dediğin, arkadaş gördüğün, sevdiğin, değer verdiğinden dahi darbe yemiş iken bir de yabancıların, o korkunç çehreleri ile habersizce hayatına konuk olanların yorumuna kaldıysan, eh vay ki haline. Malum hal, vaziyet, gidişat kötü. Bir de kaçmak için bağırıyor yüreğim. Uzaklaş, diyor. Kalk hadi, iki adım öne bir adım da sola, yalpalaya yalpalaya da olsa, kalk yerinden uzaklaş. Dağlara, bulutlara, engin sonsuzlukları ile o parlak yıldızlara doğru, koş hadi. Diyesim geliyor. Ama vaz geçiyorum. Korkuyorum, biliyorum... Ne yaparsın; o yabancılar, o karanlık suretler, hayatımıza çok vahim bir zamanda gelip girdiler. Dostlarsa, sevdiğimiz, saydığımız ve nice gecelerce değer verdiğimiz o hanım hanımcık kızlarsa, çok daha vahim bir anda çekip gittiler. Eh işte her birimiz yolcuyuz; hepimiz, hangi yöne, kimin kalbine, kiminse diline, orası da meçhul! Meçhule giden bir yol; hayat dediğin bu kadar basit. Garip, çarpık, zoraki bir gülümseme misali, meçhul bir yol. İyi, de olabilir elbet, ama, yoğunla kötüdür kötü. Sen kendini buna hazırla en iyisi...


Paylaş

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Mesaj Bırakın

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *