11 Kasım 2015 Çarşamba

Bırak Uçsunlar



11 Kasım 2015 Çarşamba 23.20  

Bu tarz bir yazıyı kaleme alacağımı aklımın ucundan dahi geçirmezdim. Bir kez daha mı? Asla! Derdim demesine de... Bak şimdi neredeyiz yine? Ant içmiştim; bulaşmayacaktım böyle işlere. Yalanlara, dolanlara, karın ağrıtan kokmuş söylemlere yer vermeyecektim hayatımda bir kez daha! Lakin uslanmaz bir iyi niyet timsarı gibi ortada kasım kasım dolaşmaya o denli alışmışım ki sorma! Sorma birader, sorma diyorum sana; dokunma yarama. Aradan aylar geçmiş, günler boyu sürmüş bu karın ağrısı ki felakat! Fakat öğrenememiş, benimseyememişim belli! Dokunma bir daha o bulanık suyun tenine, yaklaşma on adım da olsa yanına, yamacına. Bırak ne hali varsa görsün; kendisini, kendi ayıplarıyla, safsatalarıyla, adam akıllı çalışmayan acizane zihniyle zehirlesin dursun. Sana mı kaldı her düşküne el uzatmak? Sana mı kaldı yalanlarını suratına çarparak şok tedavisi uygulamak? Madem öyle, madem kaldıramıyor benliğin bir başka yalan topunu daha, fırlat, aldın eline madem, fırlat uzağa doğru olağanca gücünle. Geç oldu, güç olmadı. Buna da şükür... Yeter artık. Uzakta oyna oyunlarını. Senin gibi değilim lakin, senin gibi aciz günahkârları da çok iyi bilirim. Unutma bunu...

- Göç ediyorlar beyim, uzaklara, sıcak yarınlara doğru kanat çırrpıyorlar olağanca güçleriyle...
+ Uçsunlar, cehennemin dibinde sıcak bir oda bulana kadar onlar da kaçsınlar; kime ne? Bana ne, sana ne?

...
Paylaş

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Mesaj Bırakın

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *