3 Ağustos 2015 Pazartesi

Mümkünse Mezun Olmayın


Yer Mersin Üniversitesi Stadyumu. Tarihler 24 Haziran 2014'ü gösteriyor. Hava felaket; Mersin'i bilenler bilir. Sabit kaldığın yerde dahi terliyorsun, engelleyebilene de aşk olsun. Ama malum, 4 yıllık emeğinin karşılığını almak için orada bulunuyorsun. O yüzden çeneni kapatıp, ödülüne uzanan eller arasından sıyrılıyor ve işte başarıyorsun. Mezunsun! Tam da o saniyede acı gerçeğin farkına varıyorsun ama önemsemiyorsun. Yüzlerce, belki de binlerce kep havada uçuşuyor. Onlardan biri, sanırım şu arka taraflarda uçuşan, kaybettikten sonra bir daha asla bulabilme umudunu dahi taşımadığım zavallım, bir çokları arasında yitip gidiyor. Eller havayı dövüyor ve müthiş bir gürültü kopuyor. Acı gerçek desen aklına dahi gelmiyor artık. Kendini olayların akışına bırakıyorsun, çünkü umutlusun. Gelecekten, geleceğin getireceği başarılardan eminsin. Tarih yaprakları 03 Ağustos 2015'i gösteriyor. Aradan 1 yıl geçti, dile kolay. Yaşananlarsa, eh hep birlikte bakalım...

2002 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) bünyesinde yürütülen ve 2009 yılına kadar aynı kurum adı altında devam ettirilen bir akademik personel yetiştirme programı vardır, bilmem haberdar mısınız? Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı, yani ÖYP. Biz, nice genç akademisyen adayının hayalini kurduğu, en kapsamlı kadro şartlarını içerisinde taşıyan, akademi için geleceği oldukça parlak bir giriş yolu olan; ÖYP. Tabir doğru ise akademiye girişin altın yolu... Bu program, 2010 yılı itibari ile DPT yönetiminden alınarak, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)'nun aldığı 2010.9 sayılı kararı ile YÖK bünyesine taşınmıştır. Atamalar YÖK bünyesinde, 5 yıl boyunca bahar ve güz dönemleri olmak üzere, istisnalar barındırmakla birlikte, Temmuz ve Aralık aylarında gerçekleştirilmiştir. 

Öncelikle şuraya dikkat çekmek gerekiyor. Bu sistemde akademik personel olmak isteyen lisans mezunu öğrencinin Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES)'ndan elde edeceği puanın, son yapılan 2014 Aralık ayı değişimi ile %50'si ve Lisans Mezuniyet Ortalaması'nın %35'i dikkate alınır. Ayrıca, eğer varsa Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (YDS) Puanı'nın %15'i bu sisteme dahil edilir ve gereken ortalama hesaplanır. Daha sonra YÖK'ün üniversitelerden, Aralık ve Temmuz alımları öncesi istediği araştırma görevlisi kadro taleplerine göre oluşturduğu ilanlar, YÖK'ün kendi sitesinde, uygun gördüğü bir zamanda yayınlanır. Akademisyen adayları ise bu oranlara göre elde ettikleri objektif puanlar aracılığıyla, istedikleri kadrolara tercih yapar ve yerleştikleri üniversitelerde eğitimlerine, yüksek lisans ve doktora bölümleri eğer varsa, başlarlar. Eğer yoksa da, bir başka eziyet daha başlar... 

35. Madde, senet şartı. Malum, ülkede başı boşluk kol geziyor. Eh vaziyet böyle olunca da, üniversiteler de akademisyenlerine güvenemiyorlar pek tabii. Verdikleri maaşın karşılığını gecikmeden alabilmek maksadıyla, eğer kendi üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora bölümleri yoksa, ataması yapılan öğrenciyi bir başka üniversiteye, bu eğitimlerini almak üzere 2 + 4 yıl olmak üzere toplamda 6 yıllığına eğitime yolluyorlar. Korku yakalarını bırakmıyor bir yandan... Üniversite yönetimleri kendilerini güvenceye almak ve bu altı yıllık kaçamağın hesabını sormak için akademisyenlere "Ortalama 150 bin liralık" geri dönüş senetlerini imzalatırlar ki, akademisyen kuruma geri dönsün ve bir 6 yıl da Yrd. Doç. Dr. kadrosunda, kendi üniversitelerinde eğitim verebilsin. Ne kadar da güzel, öyle değil mi? Bence öyle! Ülkemizin ne kadar da bilime ve bilim insanının güvenilirliğine saygı duyduğunun bir başka kanıtı daha işte! Ne kadar da özgür bir ülkeyiz biz! Hayran olmamak, gerçekten de elde değil... 

Neyse, durum böyle işte. Ama burada kalsa yine iyi. Buna yine duacıyız! Tamam, kabul ediyoruz. Hukuki olarak hakkımızı arayanlar, 35. madde senetlerini hukuksuzluk olarak değerlendirip de mahkeme yoluna gidenler elbette ki var. Ama yine de, son gelen değişikliğe kıyasla, görece daha adaletli, daha aleni bir sistemdi eski ÖYP. Şimdi, buraya iyi dikkat edin; ben Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'ne 2010 yılında yerleştim. Ve 2014 Yılı'nın Haziran ayında ise fakültemden ikincilik, bölümümden ise birincilik derecesi ile mezun oldum. O zamanlar her şey yolunda, her şey muazzamdı tabii. Çünkü, geleceğimden, akademisyen olarak imza atacağım makalelerden ve daha nice araştırmadan ve hatta itiraf edeyim ki çok daha fazlasını başaracağımdan emindim. Başım dönmekteydi, zihnim yıldızlarla dans ediyordu adeta... 

İşin basit matematiği ise şu, ben bu 4 yılda, toplam da 8 yarıyıl yapıyor, tamı tamına 68 ders almıştım. Biz üniversitemiz de bir vize ve bir de final olmak üzere, dönem de ders başına iki sınava girerdik. Projeleri, ödevleri, bitirme tezini, araştırma-inceleme süreçlerini hesaba dahi katmıyorum. Kabaca bu derslerden toplamda 136 sınava girmişim. Kimi kolay kimi de zordu tabii, kabul ediyorum. Ama mesele burada bitmiyor. Akademik bir çalışmaya imza atmak, bu alanda kariyer planlamak oldukça zor bir süreç. Bunu kabul ederek elimi taşın altına koyuyor ve gözümü ÖYP'ye dikiyorum. Sonrası ise, sonrası malum... Yetmiyor, sonra da ALES isteniyor. Ona da iki kez girdim, oldu o puan da cepte şimdi. Fena da bir puanım yok hani. Ardından malum, rakip öyle çok ki daha fazla puana ulaşmak için bir de YDS gerekir dediler, ondan da şükür belimi düz tutabildim. Artık rahatım, yerleşebileceğim üniversitelere bakıyor, il beğeniyorum bir taraftan da. Derken, Haziran 2015 geldiğinde, YÖK bir anda, atamalara bir ay gibi az bir zaman kala, "üniversitelerden gelen yoğun talep!" olduğu iddiasıyla bir "alan sınavını?" getiriyor. 

Düşünün 12+11+8+7+8+6+8+8 toplamda 68 ders. 8 yarıyıl, bir vize ve bir final sınavı derken 4 senenin totali 136 sınav. +2 ALES eh yapmışken bir de +1 YDS, yetmiyor, bir de alan sınavı adı altında bu oranları %40 etkileyecek ayrı bir sınav düzeni oluşturuyor. Dikkat edelim, %5 değil, %10 hiç değil tamı tamına %40'lık bir torpil sınavı... Her şey apar topar yürürlüğe koyulurken, bu gidişatın noksanlığını, adaletsizliğini gören EĞİTİM-SEN'den YÖK'e dava açılıyor. Henüz davanın neticesi adli tatil sebebi ile belli değil. Toplamda 2 bin akademik kadro ÖYP için ayrıldığı göz önünde bulundurulursa ve minumum, en iyimser hali ile her kadroya 2 kişi başvuracaksa, şu anda 4 bin kişi mağdur bir şekilde YÖK'ten gelecek her hangi bir bilgiye muhtaç durumda beklemektedir. 

Alan sınavının adaletsizliği, komisyonlarda kişiye özel muamele gösterilmesi, bölümlere ayrı bir sınavın uygulanmayarak, alan sınavı adı altında tüm ana bilim dalını bilgi ölçemeye davet eden bir akademik zihin sizce mümkün müdür? Eh mümkünmüş. Çünkü burası Türkiye! Temmuz Ayı'nın 7'si ila 10'u arasında düzenlenilen sözlü ve yazılı mülakatlarda, 120 Temel Tıp Bilimleri ve 120'de Temel İslam Bilimleri kadrosu için tam 960 kişi ter döktü. Yaptılar, mahkeme sonucunu beklemeden, belki de Danıştay'dan çıkabilecek olan olası bir yürütmeyi durdurma kararını beklenmeden, bunu da yaptılar... Sınavda ki usulsüzlükler, adam kayırmalar, başı boşluklar ve diğer türden bilime yakışmayacak düzeydeki süreçler iddialar olarak belli sitelerde mevcut. 

Şimdi, sıkça soruluyordu bana. Mezun olduktan sonra ne olacak Mustafa? Akademiye girmek isteyenler için söyleyeyim sizlere, çalışacaksınız, tabirimi mazur görün ama eşşek gibi oturup çalışacak, kitaplar devirecek, denemeler çözecek ardı ardına sınavlara girecek ve belki de kendi geleceğinizi garanti altına aldığınıza inanacaksınız bir anlığına. Ama yanılmayın! Keşke hayat bu kadar rahat olsaydı; ama heyhat, ne yazık ki değil. Devlet Kurumları, sizin kazanılmış haklarınızı, atamalara bir ay gibi kısa bir zaman kala elinizden gasp ederek alır ve ortada kalakalırsınız. Peki ama sesinizi çıkaramaz mısınız? Pek tabii, yaparsınız. En azından denersiniz. Bağımsız iletişim ağlarının, haber portallarının kapısını aşındırır, bu usulsüzlüklerin ve her türlü bariz torpil girişiminin önüne geçmek için metinler yollarsınız ama, arkadaşlarım, hayır... Onlar dahi, çoktan bu düzenin bir parçası olmuşlardır bile. Velhasıl, kepimi kaybettiğim günü özlüyorum. O an sahip olduğum benzersiz mutluluğu, huzuru yeniden duyumsamayı özlüyorum. Ama özlemek, umutla beklemek ne zaman başarılıdır ki bu ülkede? 

D.N: Evet, Yüksek Lisans Mülakatına da girdim. 15 dk sürmesi gereken bir süreç tamı tamına 1 saat sürmesine, ilgili ilgisiz tüm akademik sorulara cevap vermek durumunda bırakılmama rağmen ve alınacağıma dair kesin imalarda bulunulmasına da rağmen, sebebini halen merak etttiğim durumlardan ötürü, o kapıyı da yüzüme kapatmış bulundular. Fakat, bu kapıyı zorlayarak yeniden açmak da pek tabii benim ellerimde...


Paylaş

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Mesaj Bırakın

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *