26 Mayıs 2015 Salı

Güneş(e) Tutunanlar


26 Mayıs 2015 Salı 15.31

Kötü bir fikir değil, sevdalanmak. Hiç de kötü bir fikir değil bir başka yabancıya daha kollarını açmak. Kokusuyla sarhoş olmak, gülüşüyle yeniden hayata tutunmak. Hiç de kötü bir fikir değil, bir şans tanımak. Hayata, yaşamaya, güzelliklerle dolu yarınlara tutunmak, fena da bir fikir değil ha; ne dersin? Ama yeterli de değil! Sonsuzluğu paylaşamadıktan sonra, sevdiğin yalanına tutunmak, işte bu da oldukça kötü bir fikir. Kabul etmemiz neden bu kadar uzun sürüyor? Hayatın gerçeklerini algılamak, neden bu kadar fazla zorluyor insanı? Yalanlarımızla, aldatılmışlıklarımızla basit bir gerçeklik olduğumuzu idrak etmemiz, neden bu kadar uzun sürüyor... Henüz beş yıl öncesi, yeni bir mücadelenin kapısını zorluyorum. Yeni insanlar, yep yeni umutlarla dolu ışıltılı hayatlar. Sürekli haykırıyorlar; koca bir aptalsın; inandıklarınla, umutlarınla, hayal dünyanda yaşıyorsun be adam! Kabul etmek istemiyordum. Onları yalanlamak, yüzlerine acı gerçeği haykırmaktı dileğim. Onlar, aradıklarını bulamadıkları için beni suçluyorlardı; öyle değil mi? Onlar yanılıyorlardı! İnanmak istediğim, işte tam olarak da buydu. Onlar ve onların günahları neden beni de kapsamalıydı ki? Ben hiç bir şey yapmamıştım! Fakat heyhat, sen farklı olsan dahi, aynı olanı buldukça, farklılığı yaşatmak ve bunu sonsuzlukla paylaşmak, pek de mümkün olmuyor gibi. Yanıldım, dostlarım, yanıldım... Ve işte bu da, hayatımın en kötü fikriydi... Acı mı çekmeli, öfkeden kudurarak çevrendekilere mi saldırmalı, içinde gün be gün büyüyen boşluk hissini, aldatılmışlık cehennemini, şehvetle bastırmayı mı denemeli? Peki ya hiç biri? Yalnızca yaşamaya devam edebilmek mümkün değil mi? Güneş'i sırtlayan koca yürekli insanlarla, yep yeni bir gün doğumuna uyanmak dileği ile doğru insanları bulmak için çaba harcamaya devam edebilmek mümkün değil mi? 


24 Mayıs 2015 Pazar

Geride Kalanlara


24 Mayıs 2015 Pazar 14.12

Büyümek istemiyordum aslında. Öyle çocukça, öylesine safça kalmaktı niyetim. Ayaklarını uzattığında, koltuğa oturduğunda dahi yere değmezdi ya o minik ayaklar, hoşlanırdım ben o histen. Severdim küçük olmayı; öpülmeyi, kucaklanmayı, koklanmayı... Zor geliyor tabii, bütün bunları kazık kadar adam olmuşken itiraf etmek, zor geliyor yani. Utanmam lazım, sıkılmam, kızarıp da bozarmam gerekiyor belki de. Ama düşünün bir, düşünün de nasıl temiz gelirdi dünya. Ne yalanlar, ne aldatmalar, ne de ahlaksızlıklarla çevreliydi etrafımız. Sevdik mi de, şu koca koca hallerimize taş çıkarırcasına, dürüstçe severdik bir de. Kandırmaz, aldatmaz, yalan söylemezdik birimiz diğerimize. Ne olduysa oldu. Önce rengarenk misketlerimizdi ellerimizden kayan, sonra da saf düşüncelerimizdi toza toprağa bulanan. Kirlendik; öyle toz toprakla da değil şimdi, yalanlarla, tutulamayan, bir türlü yerine getirilemeyen sözlerle, aldatılan sevgilerle bir anda çamur içerisinde bıraktık yüreklerimizi. Koşa koşa geri dönmek istiyorum ya, mümkün değil tabii! Boşa nefes harcıyorum, boşu boşuna o daracık köprüden karşı kıyıya geçmek için çabalayıp duruyorum ama, ne fayda? Ah ne fayda var ki yakarmakta? İnsan anlamak istemedikçe, sözler nasıl yardımcı olabilir ki düşüncelere... 

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Selam Olsun


02 Mayıs 2015 Cumartesi 17.17

Selam olsun; ey ahlaksızlıklara! Ahlaksızlıkları sevgisinden üstün tutanlara, selam olsun. Sözcükleriyle karın doyuranlara, çoğu için elindeki azıktan da olanlara selam olsun ey güzel insan! Mesele karar meselesi değil artık. Mesele, sevgi meselesi olmuş ya, kararı vermekte haddime değil, bilirim. Söz söylenir, dilde ağrısı kalır derler. Daha da ağırı yüreğe çöken karanlıktır ya, bunu da unutmamak gerekir. Sevgi meselesi, aşk meselesi, yürek meselesidir amma en önemlisi de dürüstlüktür. Söz verir misin sevdiceğim? Sevdiğinden kopmayacağına, ahlaksızlıklara göz yummayacağına, hatalarını unutmayacağına, dürüstlükle, güvenle, aşkla yürek yaralayacağına, bundan gayrı söz verir misin? Aldanmak yok, yakarmak yok, göz yaşlarına, tenimde gezinen sahte dokunuşlarına artık yer yok! Yok diyorsam elbet, kararı da sen vereceksin. Bilir misin; vereceksin elbet, vereceksin amma, unutmayacaksın da. Unutmayacaksın ki bir başka şans yok! Başka bir aldanış, alttan alış, umuda uzanış daha yok! Düşünür müsün yine de? Bir kerecik daha, düşünür müsün elini vermeyi? Düşünür müsün sözcüklerini gerçeğe dönüştürmeyi? Düşünür müsün sevginle benim de yüzümü kızartabilmeyi, gözümde yükselmeyi, öyle ki bir çocuk kadar dürüst olabilmeyi? Ne dersin; yapabilir misin son bir kez daha? 

Mesaj Bırakın

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *