5 Ocak 2015 Pazartesi

Kuzey Rüzgarları


 06 Ocak 2015 Salı 00.15 

Keskin bir soğuk var dışarıda. Mersin'de dahi, havanın bu denli soğuk esebileceğini düşünemezdim. İnanmak zor, ama elbet eller soğuktan mor kesince, yüzde atkısız beresiz kalan uzuvlar pütür pütür dökülünce, işte o an da anlıyor insan; kış sonunda gelmiş... Yazık, eskilerde kar sevdası sarardı kış aylarında. Ocak, Şubat, Mart dedin mi, kar duasına çıkardı Uşaklılar. Hele ki okul veletleri olan bizler, ne de özlemle çağırırdık beyaz örtüyü. Gelsin ki, santimlerce tutsun ki biz de kurtulalım şu okul denen beladan. Özlerim, o güzel günleri, derdin tasanın, anlamsız kavgaların olmadığı o güzel günleri gerçekten de özlerim. Hele ki şu anlarımda, her şeyden daha fazla burnumda tüter o saf çocukluğum. Temiz değildim, hani paspal da değildim ama öyle ak pak da değildim. Anlayın işte... O zamanlar da garip bir çocuktum ben! Şimdilerde ise yalnızlıkla dert yanıyorum dört duvara. Söylemlerimle tartışıyor, duvarlarımdan yankılanan iç sesimle uzlaşıyorum acımasız gecelerde. Hele ki havanın soğuk esen rüzgarları, yıldızlarımdan beni alı koyan acımasız sağanaklarıyla da, bu hayatı daha da bir zorlaştırıyor şu şehir; amma, elden gelen nedir? Hayata tutunmak zorundayız, öyle, ya da böyle... Düşen dostlarımı görüyorum yollarda. Ellerinde bir avuç bohça, kendilerine kalan yalnızca bu! Hepi topu iki uç kuruşluk bir yonga, can yongası demeye dahi dili varmıyor insanın. Biz ne yaptık onlara? Hadi ben yine iyiyim; peki ama onlar? Halleri ne olacak o gençlerin? Hani Remarque yazıyor ya kitabında, koca bir genç nesildi orada yok olan... İşte şimdilerde, bizler de modern zamanların köleleriyiz. Yok oluyoruz! Aslında ben, henüz olmadım olmasına da, onlar çoktan kaptırmışlar kollarını prangalara... Üzerlerindeki çamuru silkmeye dahi üşeniyorum ya, en acısı da bu. Kirin, çamurlu balçığın üzerime sürülmesinden öylesine tiksiniyorum ki, iki büklüm oluyor, çöküveriyorum ellerim üzerine. Karları yerden avuç avuç kaldırıp da oyun arkadaşlarıma attığım o anlar geliyor gözlerimin önüne. Bakışlarımdaki o derin pus yitiyor bir anda. Göz yaşlarıma karışan havanın tozu, avuçlarıma sürülen çamura harç katıyor az biraz daha. Üstüm başım ıslanmış, yine o kirli pasaklı küçük çocuğum. Nerede benim temiz çocukluğum? Diye haykırasım geçiyor içimden! Kurtulmam lazım şu ıslak şehirden. Rutubet kokan bu paslı memleketten, kurtulmam lazım; hem de bir an önce... 
Paylaş

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Mesaj Bırakın

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *