Mustafa Akbayır
Offıcıal Page

Haberler, Fotoğraflar, Tasarım Çalışmaları, Köşe Yazıları ve Gündeme Dair Her Şey!

Grafik ve Tasarım

Adobe Illustrator ve Indesign CC araçları ile tasarladığım kurumsal kimlik, afiş ve dergi çalışmaları da burada!

Bağımsız Denemeler

Maksat, biraz da Dr. Breuer'in dediği gibi, yalnızca baca temizliği yapmak.

Gazetecilik Ders Notları

Gazetecilik Eğitimi alan meslektaşlarıma yol göstermek için küçük bir çaba!

Yapım ve Yönetim

Film, dizi ve kitap yorumlarının yanı sıra, yapım ve yönetim görevini üstlendiğim videolar da burada!

Hayata Dair

Hatırlanması Gerekenler

Die Liebe höret nimmer auf./ Sevgi asla zeval bulmaz.

- Nietzsche

Eminim ki eğer kağıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum. Yazmak olağanüstü bir tesellidir.

- E. M. Ciaron

Umut, rahata ermemişler arasında bulunur en çabuk.

- Theodor Adorno

Banka kurmanın yanında banka soymak nedir ki?

- Bertolt Brecht

Yolum hangi büyük şehre düşse, orada henüz ayaklanmaların, katliamların başlamamış olmasına şaşıyorum.

- E. M. Cioran

Mustafa Akbayır

2010-14 yılları arasında Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Bölümünden birincilik, fakültesinden ise ikincilik derecesi ile mezun oldu. Akademik çalışmalar, yazarlık, fotoğrafçılık ve grafikerliğe dair ürettiği ürünler ile eleştirel akla katkılarını sunmaktadır. Halen Akdeniz Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir.



Yetenekler

Elde edilen verilerde üçüncü şahıslara ait değerlendirmeler kullanılmıştır.

Tasarım
85%
Yazarlık
88%
Akademi
92%
Fotoğraf
74%

Blog

26 Ocak 2016 Salı

Hadi durma, seç birini


26 Ocak 2016 Salı 20.54

Gerçeklere tutunmayı istediğimi göremiyor musun? Dokunduğum tenin, içime çektiğim nefesin, hissettiğim heyecanın ve mutluluğun gerçeğini arıyorum, yalnızca gerçeğini... Hayır basit bir şovun ardına sığınacak değilim. Görsellikle değil, yüreğinden gelerek, kaçmadan, yorulmadan, önüne çıkan tüm engelleri aşarak öğrenmek istiyorum hayatı fakat heyhat! Daha başka neyi olabilirdi ki? Ama sen bunu anlayamazsın, öyle değil mi? Henüz yeni yeni uyandığın rüyandan, kabus gibi bir hayata başlıyorsun bilesin. Gerçekleri, henüz adım adım yaşıyor ve yaşatıyorsun çevrendekilerle birlikte umarsızca! Çok değil, bir kaç güne kalmaz, uyuşturduğun zihninin canhıraş çığlıklarıyla uyanırsın amansız gecelere doğru. O vakit, anlamaya da başlayacaksın eminim. Bilecek fakat çok değil, henüz bir kaç gün önce uyandığın rüyanın tadını damağında hissedeceksin. Göz yaşlarıyla mı ıslanacak tenin? Yoksa kahkahalarının arasına karışıp giden edepsiz bir heyecan sonrası ortaya çıkan rahatlığın teriyle mi? Hüzün mü alacak yerine, karşılığında acı mı vereceksin hayata? Önemi yok, bir açıklaması dahi yok artık. Hatasız bir yaşamı sürmek mümkün değil. Öğrendim. Ama hatasız olmaya çabalamaksa oldukça mümkün. Bildim, bilirim. Seven, sayan, el üstünde tutan olmaksa iyi değil. Sözler, artık kifayetsiz, yetersiz kalıyorlar bundan da eminim. Delirmek üzereyim; ben, bunu bilemedim. Öğrenemedim ya aylardır, işte yeni yeni idrak ediyorum seninle birlikte. Acı bir gerçek, kahreden bir anı gibi geliyorlar hepsi, ama ya hepsi, ya bir hayaldiyse? Gerçekleri arıyordum, bilirdin... Öğrenmiştin... Hayallere tutunmak, seyirciyi bedbaht kılan oyunlarla baş döndürmek değildi emelim. Hadi, durma seç birini. Aklımdakileri de bilirsin; her dakika, her saniye daha da fazla inanıyorum bittiğine. Bu oyunun, geçip de gittiğine, inanıyorum artık bilesin. İnançsız bir yaşam, soluksuz bir gün gibi, Güneşsiz geçip giden bir bahar gibi, hadi durma, seç birini... 

20 Aralık 2015 Pazar

Sağlık olsun


20 Aralık 2015 Pazar 23.32 

Gerçekleri ifade etmek neden bu kadar zor? Doğruları söylemek, yanlış olmaktan kaçmak neden bu denli ağır geliyor? Anlayamıyorum... Bana anlatabilir misin? Öğrenmemi sağlayabilir misin? Yalan söylemenin daha kolay olduğunu düşünüyorsun ama, merak ediyorum; sürekli ardını kollayarak bu uğurda yol almak, her adımını, bir diğerine uydurmak zorunda kalacağını bile bile ecel terleri dökmek mi kolay geliyor yani? Hadi ama! Buna inanmamı beklemiyorsun her halde... Velev ki sakladığın, saklamak zorunda kaldığın daha berbat bir gerçeğin üzerine örtmeye mecbursun; işte o vakit, yalan söylemenin cazibesini ben de kabul edebilir, belki de anlayabilirdim. Lakin, bunca değersiz lakırdı, boş laf arasında; dürüstlük, saflık, el değmemiş yabani bir güzelliğin anısını aramak durmaksızın, pek de hoş gelmiyor doğrusu. En azından sana, ne de bana yakışmıyor prenses... Günahlarımızın bedelini ödemek zorundayız, unutma sakın. Bunu sen de, ben de çok iyi biliyoruz. Ama bakıyorum da, utanmak yok, geri adım atmak yok; tutulmayan sözler, havada kalan içi boş iyi niyet dilekleri ve en kötüsü de yalandan, küçücük bir kıvılcımda tutuşuveren, küllenen sevgi sözleriyse... İşte bunlar, en kötüsü de, işte bunun gibi yalanlar, oldukça fazlalar. Öyle mi dersin? Bana katılıyor musun? Yoksa yeniden abartıyor muyum bütün bu olanları? Sana, senin olduğundan, olabileceğinden daha fazla değer biçerek, yoksa seni yoruyor muyum? Kim bilir; belki de öyledir... Fakat anlaşılan o ki bunu asla öğrenemeyeceğiz. Ne diyebilirim ki; sağlık olsun...

13 Aralık 2015 Pazar

İyi olacak mısın?


13 Aralık 2015 Pazar 20.20

Sana yalan söyleyecek değilim. Gerçekleri, olduğundan daha güzel gösterecek de değilim. Duymak istiyor musun? Gerçeklere katlanabileceğine inanıyor musun? Öyleyse dinle; sus, sesini sakın çıkarma. İtirazlarını, bahanelerini dinlemek istemiyorum. Sana ne söylemiştim; hayatı bu kadar hafife alma sakın! Sana sunulan bir lütuf, sana sunulan güzel bir hediye değil bu asla! Acı çekmeli, kahretmeli, karşılığında amansız geçen gecelerde kabuslarla uyanmalısın karanlık yarınlara. Bu senin günahın; bu yalnızca şeytanlarınla, geçmişinden kopup gelen iblislerinle girdiğin acımasız bir mücadele daha... Unutma bunu... Sana elimi uzatmadım mı? Yanında yer alacağıma dair ant içmedim mi? Öyleyse beni sakın suçlama; ben, ben sözümü tuttum... Ama sen, sen yalnızca beni kendinden uzak tutmak istedin ve bunu da başardın; tebrikler prenses! Hayır, hayır dinlemek istemiyorum.Senin sızlanmalarını, senin yalanlarını, senin kahreden acı dolu hikayelerini yeniden ve yeniden duymak istemiyorum artık. Sus haydi ve cevap ver bana. Tek bir şeyi merak ediyorum ama, söyler misin? İyi olduğunu, mutlu olacağını bana söyleyebilir misin? Ben, bunu yapamam biliyorsun. Sana yalan söyleyemem; hayır, mutlu olmayacağım. Asla iyi olamayacağım, bunu da biliyorum. Ama sen, sen bunu yapabilirsin. Duymaya ihtiyacım var, ne olur; haydi yalan söyle bana, iyi olacağını fısılda... Ne dersin, son bir kez daha benim için yapabilir misin? Son bir defa daha, benim için yalan söyleyebilir misin?

3 Aralık 2015 Perşembe

Kaplumbağalar da Uçar



03 Aralık 2015 Perşembe 21.39     

Belki de bir gün, kaplumbağalar da uçar; ne dersin?     

Hatalıydım... Bunu kabul ettiğimi görmek mi istiyorsun? En kötüsü de duymak; yalvardığımı işitmek. Ayaklarına kapanmak, ağlamak... Bunu mu bekliyorsun? Hatalıydım, seni asla rahatsız etmemeliydim; dememi mi bekliyorsun? Hayır; sen dahi bu kadar düzenbaz olamazsın... Sen dahi, benden bu kadar alçalmamı bekleyemezsin... Bunu benden isteme; bunu benden asla isteme! İsteme ne olur!     

Anlatılanlara göre zamanın birinde, büyük bir göl kenarında yaşayan küçükçe bir yavru kaplumbağa, gölden su içmeye gelen kuşlara bakarmış. Onların kanatlarıyla özgürlüğe doğru uçmalarını uzaktan uzağa seyrederek imrenirmiş. Böyle geçen uzun bir sürenin ardından, yavru kaplumbağa cesaretini toplamış ve kuşlarla arkadaş olmanın yollarını aramaya başlamış. En sonunda amacına ulaşan kaplumbağa, arkadaşım diye seslendiği kuşlara, gizli kalan hislerini açmaya karar vermiş: Amacı gölün karşı tarafına geçmekmiş fakat bunu kendi ayakları ile yapmaya kalksa, nereden baksanız koca bir ömür boyu sürüp gidermiş. "Keşke sizin gibi uçabilseydim..." demiş kaplumbağa. Kuşlarsa kaplumbağanın bu dileğini yerine getirmek istemişler: "Uçabilirsin" demişler kaplumbağaya; "Kaplumbağalar da uçar..." Bir dal almış iki kuş, iki yanından tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "Tek yapman gereken, sıkıca bu dalı ısırmak" demişler. Isırmış kaplumbağa; yükselmiş yükselmiş yükselmişler... Uçmuş uçmuşlar... Yükseklerden korkan kaplumbağa, heyecanla bağıracağı sırada ağzını açmış ve göle düşüvermiş. Tekrar ait olduğu yere, yavaş hayatının kollarının arasına, imkansız hayallerinin soğukluğuna gerisin geriye dönmüş böylece... "  O bunun için yaratılmamış, derdi anlatan arkadaşım. Kaplumbağalar kuş olamaz...

Eski bir Kürt öyküsü böyle buyurur...  

Bu öykünün güzel kanatlarıyla özgürlüğe uçan kuşu da belli, acımasız hayallerinin kollarında, yalnız hayatına, yani gölüne gerisin geriye düşen kaplumbağası da...

20 Kasım 2015 Cuma

Her zaman ve daima...



20 Kasım 2015 Cuma 23.23 

Hatırlar mısın? Hani bir söz vermiştik birbirimize. Her zaman ve daima...  Neden kaybettik bu mücadeleyi? Neden sözlerimizi tutamaz olduk dersin? Sorun neydi? Hayat mı külfetli geliyordu artık; yoksa sen miydin beni yoran? Ne fark eder ki! Hayatım dediğimden dahi vaz geçebilmiş iken... Kimi kandırıyorum ben... Asla seni sevmedim ki! Ben, asla seni sevemezdim ki; bunu itiraf etmek neden bu denli zor geliyor? Neden peki? Aldığım darbelerden mi? Yoksa gerçekleri her şeyden üstün gören benliğimden mi geliyor bu derin nefret? Dinle hadi, son bir kez daha dinle... Ne anlatıyor sana? Söylesene bana; neler hissettiriyor dersin? Bana mı? Bana neler hissettirdiğini anlatmam mümkün değil. Kelimelerin, kendi sözlerimin dahi, henüz bu yetkiliğe ulaşabildiğini sanmıyorum. Hayır, hayır kaçmıyorum; seni temin ederim, korkmuyorum da bundan! Sadece, inanıyor ve en kötüsü de biliyorum ki, her zaman ve daima... Olmayacak, tutulamayacak kadar külfetli bir söz daha. Unutalım hadi, dürüst olalım birbirimize... Saf ve temiz, kimi kandırıyoruz öyle değil mi...


19 Kasım 2015 Perşembe

Başbakan'a Üçüncü Kez YÖK'ün Yarattığı ÖYP Mağduriyeti Soruldu


Yüksek Öğretim Kurulu'nun Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı'nda Temmuz ayından bu yana yaşanan mağduriyet, son 3 ayda 3'üncü kez Meclis gündemine taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Yüksek Öğretim Kurulu'nun yarattığı ÖYP alan sınavı mağduriyetini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunduğu önerge ile Başbakan Ahmet Davutoğlu'na sordu. Tanrıkulu, adaylara dayatılan bu haksızlığın bir an önce sona ermesi gerektiğini belirtti.  


Başbakan Ahmet Davutoğlu'na cevaplaması için TBMM'de yazılı soru önergesi sunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, YÖK'ün ÖYP adaylarına Temmuz ayından bu yana yaşattığı zulmün nedenlerini sordu.  Bu yıl konu üzerine TBMM'ye sunulan üçüncü yazılı soru önergesi olma özelliğini de taşıyan önergede YÖK'ün Temmuz ayından bu yana imza attığı hak ihlallerinin soruşturulması gerektiği ifadelerine yer verildi.

 İşte Meclis'e sunulan soru önergesi:


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA


Aşağıdaki sorularımın Başbakan Ahmet DAVUTOĞLU  tarafından yazılı olarak yanıtlanmasını arz ederim.  


Dr. M. Sezgin TANRIKULU

İstanbul Milletvekili  


Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) 20/03/2010 tarihinden itibaren, yeni kurulan üniversitelerimizin öğretim üyesi ihtiyacını karşılamak üzere başlatılan nitelikli bir akademisyen yetiştirme programıdır. 2010 yılından itibaren ÖYP araştırma görevlilerinin kadro ilanları Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından yürütülmektedir. 5 yıldır Temmuz ve Aralık aylarında ÖYP araştırma görevlisi ilanına çıkan YÖK, atamaları merkezi olarak yürütmektedir. Adayların her yıl ALES ve Lisans Not Ortalamalarının yanı sıra varsa Yabancı Dil puanları ile objektif olarak hesaplanan ÖYP notları aracılığıyla yerleştikleri kadrolar, üniversitelerden gelen talepler doğrultusunda ilan edilmektedir. YÖK'ün 14/05/2015 Genel Kurul Kararı ile sürece dahil ettiği alan sınavı adı altında sözlü mülakatlar kamuoyuna yansıyan geniş tartışmalara sebep olmuştur. Bir kadrolaşma ve torpil girişimi şüphesiyle yaklaşılan alan sınavı kararı, Haziran ayında Eğitim İş ve Eğitim Sen Sendikaları tarafından Danıştay 8. Daire'de yürütmenin durdurulması ve kararın iptali istemi ile açılan davalar neticesinde yargıya taşınmıştır. Nitekim bu yıl gerçekleştirilmesi planlanan Temmuz ataması da alan sınavı kararı ve Kurul'un hataları sebebiyle yapılamamıştır.


Yargıya intikal eden alan sınavlarına devam etmekte ısrarcı olan YÖK, Kurul'a olan güvenin zedelenmesine neden olmuştur. Yaşanan tüm aksaklıklar, hak ihlalleri ve planlanan atamaların yapılamaması sebebiyle oluşan mağduriyetin oluşturduğu zarar üzerine adaylar, sosyal medyadan tepkilerini dile getirmek ve BİMER üzerinden dilekçeler aracılığı ile demokratik taleplerini ifade etmek yolunu seçmişlerdir. Adaylar geniş kapsamlı bir açıklama elde edemedikleri gibi, 2 yıl geçerli olacağı iddiası ile zorlandıkları alan sınavlarının artık geçerli olmadığını ancak aylar sonra öğrenebilmişlerdir. YÖK'nun Maliye Bakanlığı'na 1 Eylül tarihinde gizli olarak gönderdiği bir yazıda, kadro talep yetersizliği gerekçe gösterilerek ÖYP'nin kaldırılması istemi bildirilmiştir. TBMM'ne danışmadan kaldırma kararını alan YÖK, söz konusu yazının bir gazetede haber olarak yayınlanması neticesinde, kararın üzerinden 21 geçtikten sonra açıklama yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Adayların, YÖK'un kaldırılan bir programda 2 yıl geçerli olacağı iddiası ile alan sınavlarına devam etmesine yönelik itirazlarına BİMER üzerinden şu cevap verilmiştir: "2016 yılı bütçe görüşülmediğinden ÖYP'nin kaldırılması kesinleşmemiş sadece Maliye Bakanlığına teklif edilmiştir." denilmektedir. Fakat 23/10/2015 tarihinde 2016 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı TBMM’ne sevk edilmiştir. Kanun Tasarısı'nın ilgili hükümleri incelendiğinde anlaşıldığı üzere Maliye Bakanlığı YÖK'ün ilgili kaldırma talebine onay vererek, ÖYP atamalarına 2016 yılı içerisinde kadro ayırmamıştır. 

Bu bağlamda


1- 2016 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı'nda ÖYP atamalarına kadro ayrılmadığı ve kaldırma kararının resmiyet kazandığı gözlenmektedir. Bu doğrultuda, 25, 26, 27 ve 28 Ekim tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilen ÖYP Hukuk alan sınavlarının 2 yıl geçerli olacağı iddiası ile yapılmasının hukuki dayanakları nelerdir?       
   

2- YÖK'un 14/05/2015 Genel Kurul kararında 2 yıl geçerli olacağı iddiası ile duyurduğu ÖYP alan sınavlarına binlerce aday girmiş bulunmaktadır. Maliye Bakanlığı'nın ÖYP'nin kaldırılması istemini onaylayarak 2016 yılında programa kadro tahsis etmemiştir. Bu karar 2 yıl geçerli olacağı düşünülen alan sınavlarının hükmünü de geçersiz kılmaktadır. Bu konuda yaşanan hak gaspının giderilmesi için Hükümet tarafından herhangi çalışma yürütülmekte midir? Yürütülmüyor ise, sebepleri nelerdir? 
         

3- Kurula gönderilen dilekçeler ya cevapsız bırakılmakta ya da dilekçe içeriğine uygun cevaplar alınamamaktadır. Adayların Anayasa tarafından güvence altına alınan bilgi edinme hakları ihlal edilmektedir. Bütün bu yaşanan ihlaller ve aksaklıklar göz önünde bulundurulduğunda ortaya ciddi bir yönetim zafiyeti olduğu gerçeği çıkmaktadır. Konu ile ilgili geniş kapsamlı bir soruşturma açılacak mıdır?          


4- Her yıl Temmuz ve Aralık aylarında yapılan ÖYP araştırma görevlisi atamaları bu yıl yaşanan alan sınavı karmaşası neticesinde ve Kurul'un hataları sebebiyle gerçekleştirilememiştir. Aylardır oyalanarak her hangi bir açıklamaya ulaşamayan adaylar süreç içerisinde maddi ve manevi zarara uğratılmışlardır. Aynı zamanda araştırma görevlisi talebinde bulunan üniversitelerin ihtiyaçları da karşılanamamıştır. Adayların BİMER ve sosyal medya üzerinden ilettikleri binlerce şikayet mesajları ve dilekçeleri Kurul tarafından değerlendirmeye alınmamıştır. Sürecin yargıya taşınması ve ÖYP'nin kaldırılmasına rağmen alan sınavlarına 2 yıl geçerli olacağı iddiasıyla devam edilmekte ısrarcı olunmakta, bu doğrultuda yaşanan hak gaspı, ihlaller ve mağduriyetlerin giderilmesi için herhangi bir açıklama yapılmaktan da kaçınılmaktadır. Bu doğrultuda Aralık ayında yapılması planlanan ÖYP merkezi atamasının yaşanan mağduriyetleri gidermek için daha önce yapılması düşünülmekte midir?

11 Kasım 2015 Çarşamba

Bırak Uçsunlar



11 Kasım 2015 Çarşamba 23.20  

Bu tarz bir yazıyı kaleme alacağımı aklımın ucundan dahi geçirmezdim. Bir kez daha mı? Asla! Derdim demesine de... Bak şimdi neredeyiz yine? Ant içmiştim; bulaşmayacaktım böyle işlere. Yalanlara, dolanlara, karın ağrıtan kokmuş söylemlere yer vermeyecektim hayatımda bir kez daha! Lakin uslanmaz bir iyi niyet timsarı gibi ortada kasım kasım dolaşmaya o denli alışmışım ki sorma! Sorma birader, sorma diyorum sana; dokunma yarama. Aradan aylar geçmiş, günler boyu sürmüş bu karın ağrısı ki felakat! Fakat öğrenememiş, benimseyememişim belli! Dokunma bir daha o bulanık suyun tenine, yaklaşma on adım da olsa yanına, yamacına. Bırak ne hali varsa görsün; kendisini, kendi ayıplarıyla, safsatalarıyla, adam akıllı çalışmayan acizane zihniyle zehirlesin dursun. Sana mı kaldı her düşküne el uzatmak? Sana mı kaldı yalanlarını suratına çarparak şok tedavisi uygulamak? Madem öyle, madem kaldıramıyor benliğin bir başka yalan topunu daha, fırlat, aldın eline madem, fırlat uzağa doğru olağanca gücünle. Geç oldu, güç olmadı. Buna da şükür... Yeter artık. Uzakta oyna oyunlarını. Senin gibi değilim lakin, senin gibi aciz günahkârları da çok iyi bilirim. Unutma bunu...

- Göç ediyorlar beyim, uzaklara, sıcak yarınlara doğru kanat çırrpıyorlar olağanca güçleriyle...
+ Uçsunlar, cehennemin dibinde sıcak bir oda bulana kadar onlar da kaçsınlar; kime ne? Bana ne, sana ne?

...

Mesaj Bırakın

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *